Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara'dan 15 Temmuz yazısı

Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara, FETÖ'nün askeri darbe girişimini durduran Türk halkının büyük zaferini yazdı.

Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara'dan 15 Temmuz yazısı
10 Temmuz 2017 Pazartesi 14:36

İşte O yazı;

15 Temmuz'da halkı kahramanlaştıran sebepler üzerine

Fetullah Gülen menhus bir hedefin peşinde yaklaşık kırk yıl boyunca sinsice hazır hale getirdiği örgütüyle Türkiye’yi 15 Temmuz’da teslim almaya kalkıştığında halkın çok sert tokatıyla karşılaştı. Herhalde bu karşı duruşu hiç hesaba katmamışlardı veya bu kadarını kesinlikle beklemiyorlardı. Örgütün önde gelen isimlerinden Prof. Osman Özsoy darbeden bir ay önce Özgürlük Zamanı adlı bir televizyon programında Türkiye halkını “kuru kalabalıklar” olarak nitelemiş ve korkaklıkla itham etmişti. Darbelerin hep Cuma günü olduğundan bahisle Özsoy, böyle günlerde evleri cami avlusunda olan imamların bile korkularından camiye geçip namaz kıldırmadıklarını aşağılayıcı bir tarzda anlatıyordu. Ona göre bu silik ve ezik halktan bir şey çıkmazdı: “Haksızlık karşısında susuyorlar, işsiz kaldıklarında aç kalacaklarını sanıyorlardı”, “Allah’a inanıyor görünmekle birlikte aslında güce tapıyorlardı.” Özsoy’un iftiraları gerçekten utanmasızcaydı.

Örgütün karanlık cenahının önemli yüzlerinden Dr. Kerim Balcı ise 15 Temmuz gecesinde aynı kanala yaptığı canlı yayında, insanların sokağa çıkmaya başlamasının çok tehlikeli bir gelişme olduğunu söyleyecek, halkın “Bırakın bomba veya G-3 tüfeğinin karşısında ne şekilde davranacağını, yere yatıp nasıl kendini koruyacağını” dahi bilmediğini ileri sürecekti. Böylesine kalitesiz bir kitleyi meydanlara davet eden Cumhurbaşkanı, “Akli melekelerini tümüyle yitirmiş biri” olmalıydı. Ne Özsoy’un ne de Balcı’nın, takiyyeyi din haline getirmiş bir yapının elemanları olarak tankların önüne yatan insanlardaki manevi motivasyonu idrak etmeleri zaten beklenemezdi. Hiç bir zaman dürüst olmamış, olamamış bu şahsiyetlerin halkımızın dürüstçe ortaya koyduğu kahramanlığı anlamaları imkansızın ötesiydi. O yayının yapıldığı saatlerde herkes kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle sokağa dökülmüş, darbecilerin top ve mermilerine hiç aldırmaksızın ülkeyi korumanın derdine düşmüştü bile. Özsoy’un sandığının tam aksine, Allah’a kul veya sahte güçler karşısında köle olmanın sınandığı o ağır imtihan gecesinde tercihlerini kalp serinliğiyle ama yüreklice yapmışlar, hellalleşip caddelere koşmuşlar, şehadete çekinmeden yürümüşlerdi.

15 Temmuz’da halkı kahramanlaştıran neydi? Bunun üzerine çok şeyler söylenebilir. Öncelikle insanların onurlarını korumak için ayağa kalktıklarını belirtmeliyiz. Bilhassa 1960 askeri darbesinde Menderes ve arkadaşlarına yapılan kötülükler, bu ülkenin çoğunluğunu teşkil eden dinine ve manevi değerlerine bağlı muhafazakar kesim üzerinde ciddi bir travma etkisi bırakmıştı. Dedelerimiz ve babalarımız, “niye onları ipten alamadık” sorusunun zor cevabını ve bu zorluğun iç acısını sonraki kuşaklara miras bıraktılar. Aslında bu hâl, arkasından ne kadar mazeret üretirsek üretelim, tam manasıyla yüzleşemeyeceğimiz bir onur ve gurur yıkımıydı. Aynısının tekrarına toplumsal vicdanın müsaade etmeyeceği bir yıkımdı ki, 15 Temmuz bu travmanın sanki bu rehabilitasyonu oldu. Bu gerçekleşmeseydi, sağlam ve sağlıklı hâle tekrar dönmenin mümkün olmadığı bir dönem önümüze açılacaktı. Bu büyük tehlikeyi eşsiz basiretiyle farkeden insanımız, ölümü pahasına onur ve şerefini korumayı bildi. Zira bunun telafisi kâbil değildi.  

Telafisi kâbil değildi çünkü milletçe biz “biz olmaktan çıkacaktık”.  Darbenin arkasında Gülen ve örgütü olduğu ilk dakikalarda anlaşılınca bu hissiyat daha da kabardı. Biraz iddialı olacak ama FETÖ yerine başka bir odak bu kalkışmanın arkasında olsaydı, karşı koyuşun bu denli güçlü ve yaygın olmayacağı kanaatinde olanlardanım. Niçin Gülenizm unsuru direniş duygusunu böylesine yükseltti sorusu mühim bir sorudur. Cevabı ise kandırılmış ve aldatılmış olmadır. Kandırılmışlık hissedebileceğin en acıtıcı duygulardan biridir. Adeta verdiği acıyla ruhunu esir alır ve derin pişmanlıklar eşliğinde seni yok oluşa sürükler.

Herkesin geçmişte bu uğursuz örgüt ile bir şekilde teması olmuştu. Dershaneler, okullar, işadamı örgütleri, Türkçe olimpiyatları, insani yardım dernekleri, gazeteler ve TV kanalları gibi birçok kurum ve kuruluş “hizmet” yalanıyla önümüze çıkmış ve arsızca bizi kolumuzdan yakalamıştı. Bir şeylerin yolunda gitmediğini farkediyorduk ama tam manasıyla adını koyamıyorduk. Belki devlette çalışanlarımız bunların küçük kumpaslarına maruz kalmıştı. Yüzlerine gülünmüş, önleri tıkanmıştı. Liselerde, fakültelerde, bir yerlerde sınavlarda bazı haksızlıkların döndüğünü hissediyorduk ama ispat edemiyorduk. Soru hırsızlığının bu kadar organize olduğu hangimizin gözüne çarpmıştı ki! Öğretmenlerimizin, öğretim üyelerimizin kopyadan yakaladığı çocukların sürekli bu cemaatten çıkmasına da tesadüf dedik geçtik.

Varsa bir FETÖ’cü dostumuz, hiçbir zaman tam bir dost olamadı bize. Bunu içten içe hissettik ama boşverdik. Video karşısına geçip “hoca efendilerinin” çok sıradan konuşmalarına her seferinde robotvâri tepki verip topluca ağlaşmalarına da bir mana veremedik. Belki dönüp kabahati kendimizde aradık, “ihlasımız mı eksik” dedik kendi kendimize. Ekrana yansıyan riyakarlık besbelliydi ama bizim de basiretimiz bağlanmıştı bir kere.

Kısacası hep kandırıldık. Ergenekon kumpası, 25-27 Aralık, arkasından MİT tırları derken gözlerimiz açıldı. İkiyüzlü yapı deşifre olmaya başladı. Hiç konduramadığımız dış bağlantılar, gönüllü ajanlıklar ortalığa döküldü. Hakiki hırsızların başkalarını çalmakla suçlaması midemizi bulandırdı. Bizlerde ise iç hesaplaşma başladı. Aldatılmanın acısı ruhumuzu sardı. Yaşanan olaylarda istemeden de olsa bizim de mi payımız vardı? Bu sinik tipler nasıl böylesine bir ihanetin faili olmuşlardı? Onlara ne yapılmıştı da intikam alıyorlardı? Yine de 15 Temmuz’u beklemiyorduk. Tanklarla sokağa çıkıp çoluk çocuğa ateş açacaklarını, uçaklar kaldırıp Meclis’i bombalayacaklarını kimse tahmin etmiyordu.   

O gece FETÖ halkı kahramanlaştırdı. Halkın ortak şuuru, bu kandırılışın öcünü aldı. Varsa kendisinden bunlara giden bir kuruş, bunu tazmin etmek istedi.  Çok sevdikleri ve oylarıyla işbaşına getirdikleri cumhurbaşkanının bu çirkin insanlar tarafından alaşağı edilmesi tahammül edilecek bir yük değildi. Erdoğan’ı sevmeyenler ve ona oy vermeyenler de olup bitenin idrakindeydiler. Ülkenin bir hain meczup tarafından ele geçirilmesinin ne demek olduğunun bilincindeydiler ve onlar da sokağa döküldüler.

Halk demokrasiye mi sahip çıktı? Bir bakıma öyle görünebilir. Fakat bir kral olsaydı başımızda, emin olunuz ki aynı tepki yine gösterilirdi. Aslında sahip çıkılan demokrasi filan değildi. Halk şerefine sahip çıktı. Onurumuz ve gururumuz için, yani kendimiz için kahramanlaştık. Dinimiz ve vatanımız için kahramanlaştık. Eski korkularımızı attık ve kandırılışımızın intikamını aldık. Aslında 15 Temmuz “bizi bize gösterdi”. Nefsimizi tanıma şansı verdi. Bu kadarını kendimizden beklemiyorduk. Gençlerimizi belki küçümsüyorduk. Dünyayı sevmeye başladık, duyarlılığımızı hepten yitirdik diye düşünüyorduk. 15 Temmuz bize özgüven kazandırdı. Daha büyük işleri başarmanın cesaretini verdi.

Tüm dileğimiz ve Mevla’dan niyazımız bu halimizin artarak sürmesidir. Zira bu çivisi çıkmış dünyanın denenmiş kahramanlıklara fazlasıyla ihtiyacı var.

Mehmet Ali Büyükkara

•	Makalenin yazarı Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara, İstanbul Şehir Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve İnsan ve Medeniyet Hareketi (İMH) Yüksek İstişare Kurulu üyesidir.

Makalenin yazarı Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara, İstanbul Şehir Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve İnsan ve Medeniyet Hareketi (İMH) Yüksek İstişare Kurulu üyesidir.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.