Endonezya seçime giderken, siyasal partilere dair...

Endonezya'da nisan ayında yapılacak başkanlık seçimi için adayların çalışmaları hızla sürüyor. Ülke seçime giderken, siyasi partilerin oluşumuna dair araştırmacı Mehmet Özay, haberekibi.com için yazı kaleme aldı

Endonezya seçime giderken, siyasal partilere dair...
26 Mart 2019 Salı 13:53

İşte Mehmet Özay'ın o yazısı;

Endonezya’da başkanlık ve parlamento seçimleri, ulusal düzeyde ortaya çıkan bir siyasi gelişme olmanın ötesinde anlam taşıyor. Siyasi partiler çeşitli çıkar ilişkileriyle birbirlerine eklemlenerek koalisyon blokları ile bir başkan adayını destekleyerek siyasi varlıklarını görünür kılarken, aslında parlamentoda ne kadar çok milletvekili temsil edebilirlerse, yeni başkanın veya desteklenen başkanın kuracağı hükümette alınacak bakanlıklarla o kadar iyi temsil edilme imkânı peşindeler. 

Bu çerçevede ülkedeki siyasi partiler oluşumuna kısaca bakmakta fayda var. Ülke siyasal iklimini, Batı siyasal yapılaşması ve terminolojisi ile ifade etmek gerekirse merkez ve sağ olarak iki genel çizginin ortaya çıktığı görülür. Ülke de, merkezin sol’unu temsil eden bir siyasi partinin varlığı söz konusu değil. 

Bununla birlikte, ‘sol’un tekabül ettiği siyasi anlayışın en azından bir bölümünün izleklerinin bulunabileceği bazı siyasi partiler ve/ya siyasi liderler bulmak mümkün. Ancak bunun, bir ideoloji boyutunda kapsayıcı ve örneğin, adına sınıf diyebileceğimiz belli bir toplumsal kitleye yönelik söylemi, propagandası olduğu ileri sürülemez. 

Merkezin sağ’ı derken de temelde liberal ve milliyetçi görüşlerin temsilcisi addedilebilecek siyasal temelleri ve söylemleri sağlam ve gelişmiş bir siyasi yapının varlığının olduğu da şüphelidir. Yukarıda dikkat çektik, ancak tekrarda fayda var. 

Bununla, yine bir Batı ülkesinde var olduğu gözlemlenen liberal-sağcı oluşumları kastederek, Endonezya’nın toplumsal oluşumlarında böylesi köklü bir siyasal yapılaşmanın olmadığına vurgu yapmak istiyorum. Bu noktada, merkez ile merkez-sağ’ı ayrıştıracak nosyonlardan maalesef yoksun olduğumuz söylenebilir. Yoksa, yine ‘sol’ örneğinde olduğu üzere, kendini liberal, demokrat, piyasa ekonomicisi addeden bireysel politikacıların olduğu ortada. Veya böylesi tekil politikacıların, belli bir siyasi parti çerisinde biraraya gelmişliğinin verdiği güvenle kendilerinden mülhem bir liberallik söylemi geliştiriyor olabilirler. 

Sol’un bir siyasi parti veya siyasi partiler düzleminde temsil edilememesinin tarihsel bir nedeni bulunuyor. 30 Eylül 1965 tarihinde gerçekleşen ve aslında tamda ne olup bittiğinin tüm ayrıntılarıyla gün yüzüne çıkartılamayan darbenin gelişim sürecinde dönemin önemli siyasi partilerinden Komünist Partisi’ne yönelik girişimin ardından toplumsal ve siyasal çevrelerin, böylesi bir hareketin bir daha ortaya çıkmaması konusunda söz birliği etmişliği bugüne kadar kendini var etmiştir. 

Tabii, burada Marksizmin temel görüşlerini bina ettiği endüstri toplumu, şehirleşme, sınıf farklılaşmalarının ekonomik ayrışmalar üzerine oturduğu bir toplumsal yapının Endonezya bağlamında karşılaşılıp karşılaşılmadığı ise bir başka konu. Ancak en azından, bu türden bir sol hareketin bir siyasal parti olarak neşet etmesi. 

1950’lilerden itibaren Soğuk Savaş yıllarına bağlamak bir ölçüde mümkünse de, bunu sömürge dönemi toplumsal gelişmeleri çerçevesinde ele almak daha sağlıklı bir anlamaya doğru götürecektir. Bununla birlikte, burada ele alınan bağlamın, bu gelişmeyi gündeme almamıza el vermeyecek kadar farklılık arz ettiğini söyleyerek konuyu bununla sınırlandırmış olalım.

Bu durumda, merkez ve/ya sağ şemsiyesi altında var olan çok sayıdaki partinin neyi temsil ettiği konusu önem taşıyor. Bu partilerin gerek başkanları ve/ya kurucuları dikkate alındığında içlerinde ordu eski komutanları, ülkenin önde gelen iş çevrelerinin liderleri gibi toplumsal figürlerin olduğu dikkat çekmektedir. Söz konusu bu siyasi parti oluşumlarının ne türden bir ideoloji ile bezendikleri açıkçası belirsizliklerle doludur. Tam da burada, peki bu insanları bir parti çatısı altında biraraya getiren nedenler nelerdir sorusu haklı olarak sorulmayı bekliyor. 

İçinde ordudan emekli çevrelerin, örneğin bazı komşu ülkelerdeki gibi devlet memuru görevi ile sınırlı olmayan bir yapı karşımıza çıkmaktadır. Ordunun bağımsızlıktan bu yana kendine biçtiği ülkenin sahipliği rolü bir yana, ordunun kendi kendini besleyen bir ekonomik düzeneğe sahip olması, bu toplumsal yapısı bir güvenlik kurumu olmanın ötesine ve dışına taşımaktadır. 

Bu nokta önemli. Çünkü yukarıda değinildiği üzere, en azından bazı siyasi partilerdeki ordu eski mensupları ile iş çevrelerinin biraraya gelmeleri ikincilerin birincilere lütfu olarak algılanmamalıdır. Aksine, ordu mensuplarının aktif görevlerindeyken kurulan ilişkilerin emeklilik sonrası meyvesini vermesi gibi bir durum söz konusudur. 

Burada ordu eski mensupları ile iş çevrelerinin buluştuğu noktaya dikkat çekilmelidir. O da, büyük ölçüde ülke içi ekonomik faaliyetlerin ve şu veya bu şekilde de uluslararası yatırımcı ülke ve kuruluşların ekonomik faaliyetlerinin yapılaşması, yerleşmesi ve gelişmesinde ordu ve iş çevrelerini birleştiren önemli bir çıkar alanının olmasıdır. 

Standart bir ulus-devlette ordunun ülkenin dış güvenlik konusunda kendini hazırlaması ve yetkinleştirmesi gibi bir durum söz konusu iken, Endonezya’da ülkenin sahipliği olgusunun verdiği öz güvenin yaptırımcılığa dönüşerek ülkenin kendi vatandaşları üzerinde bir güç kullanımına evrildiğine tanık olunmaktadır. 

Bunun tabii ki, örneğin Suharto’lu yıllar ile sonrasındaki süreçte bazı farklılaşmalar olduğunu söyleyebilirsek de, temelde dinamiklerin pek de değiştiğini iddia etmek mümkün gözükmüyor. Bu bağlamda, verilebilecek kanıtlardan biri, sivil addedilenler ile kendini sivil kabul etmeye meyleden ordu eski mensubu siyasetçilerin ordu kurumu üzerinde reform girişimleridir. 

Endonezya gibi geniş bir coğrafya üzerine yayılan Adalar ülkesinde ordunun ve iş çevrelerinin kurdukları ağın kapsayıcılığı dikkate alındığında bu iki toplumsal yapı ile rekabet edebilecek pek bir etkin yapı bulunabilir mi sorusu akla geliyor ister istemez. Bu ikilinin sahip olduğu bu özellik, temelde birbirini besleyen, birbirinden destek alan bir dual yapı olarak ülke siyasal yapısını kayda değer ölçüde şekillendirmektedir. 

Bu siyasi partilerin ve temsil ettikleri zümrelerin dışında olduğu ifade edilebilecek, lider tabakasının, üyelerinin ve seçmen kitlesinin kendini dindar kabul ettiği bazı siyasi partiler de mevcut. Farklı bir bağlama oturması nedeniyle, bu yapılar bir başka yazının konusu olduğunu söylemeliyim. 

Mehmet Özay

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.