Biz bedel ödedik ama zulmü yapanlara ne oldu?

Nuray Canan Songür

Nuray Canan Songür



01 Mart 2018, 14:26

1-28 Şubat süreci Türkiye için ne anlam ifade ediyor ?

-Seçilmiş bir meşru hükümetin cuntacılar tarafından hedef alınmasıydı diyebiliriz. Çünkü Türkiye istikrarlı bir sürece girmişti.Erbakan hükümetinin Türkiye için uyguladığı gerek dış politika, gerek ekonomik devrimler yoluna konmuştu ve aslında halk içinde bir rahatlama vardı. Herkes durumdan memnundu fakat suni gündemlerle bu provoke edildi.

Erbakan Hoca’nın görüşlerinin batıya değil de doğuya dönmüş olarak gösterilmesi ve Ortadoğu ülkeleri ile kurmak istediği ilişkiler bahane edildi.

İlk ziyaretinin İran’a yapmış olması abartıldı. Suni gündem oluşturmak adına bazı haberler ön plana çıkarıldı.

28 Şubat döneminin en önemli aktörleri aslında medya organlarıydı. Medya ayağı çok önemliydi. Hala yargılanmayan Doğan Medya Grubu o dönemde çok büyük provokötürlük yapmıştı. Attığı manşetler hala arşivlerden bulunabilir. ‘İrtica hotladı’ ‘Asker : Gerekirse silah bile kullanırız.dedi’ Kudüs ile ilgili yapılan program abartıldı ve tanklar yürütüldü. Suni bir gündem oluşturuldu Fadime Şahin ,Müslüm Gündüz olayları sürekli ekranlarda tutuldu.

Türkiye’de ki sorun; Refah partisinin halktan oluşuydu. Çünkü Türkiye halkın seçtiği ve benimsediği bir partiye sahip olursa Batı güdümünden çıkmış olacak. Küresel güçler her zaman için kendilerinden zayıf gördüğü halkları yönetmek istiyorlar. Yönetmek istiyorlar ki kaynaklarını rahatlıkla sömürebilsinler. Halkın başına kukla birini yerleştirerek şimdiye kadar amaçlarına ulaşmışlar. Onlara baş kaldıranları da yok etmişler. Türkiye’de olan durum buydu. Yoksa ne başörtüsü sıkıntısı olacaktı ne de askeriyede eşi başörtüsü olan atılacaktı.

2- 28 Şubat dönemini yaşamış biri olarak yaşanan ‘darbe süreci’nde hedef neydi?

-Rahmetli Erbakan hoca Amerika’ya karşı boyun eğmeyecek kadar ilkeli,iradeli ve zeki birisiydi. Küresel güçler onu daha fazla sömüremeyeceklerini anladığında böyle bir müdahale gerçekleştirdiler.

Hedef o dönemde dindar kesimdi. Çünkü yükselen değer oydu toplumda.

Milli ve manevi değerlere sahip çıkan insanların iyi işler yapacağını halk gördü.

Refah partisi öncelikle belediyelerde zafer kazandı. daha sonra bir çok belediyeyi CHP’den aldı ve iktidara geçti. Fakat küresel güçler Türkiye’nin içerisinden seçtikleri piyonlar ile iktidarı indirdiler ve bunu yaparken dindar insanların özgürlüklerini kısıtladılar. ‘Amaçları müslümanların islami devrim yapacaklarından ve şeriati getirerek devlet ile çatışmak’ dediler.

Aksine bizim karşı durduğumuz devlet değil , devletin içerisine yerleşmiş cuntacılardı.Ama gösterilen tabloda devlet ile çatışıyormuşsunuz gibiydi, çünkü devlet artık cuntacıların eline geçmişti. Hedef halkın kendi kendini yönetmemesidir.

3- O dönemde mücadele etmiş biri olarak , nasıl bir duruş sergilediniz, ailenizin tepkisi ne oldu ?

-Öncelikle genel olarak ailelerin tepkisi başörtülerinden vazgeçmeyen öğrencilere karşı genel olarak ; ‘’biz yıllardır sizlere emek verdik, neredeyse mezuniyet aşamasına gelmişsiniz. Bir çözüm oluşturun. Peruk takın,ya da başörtülerinizi çıkarın ve okullarınızı bitirin’’ deniliyordu.

Medyanın o dönemde şöyle bir stratejisi vardı; -Aslında başörtüsünün çokta önemli olmadığı ve böyle bir ayet olmadığını, ayetin yanlış anlaşıldığı göstermek için programlarda satın alınmış ilahiyatçılar konuşturuluyordu.

Yaşar Nuri Öztürk, Zekeriya Beyaz gibi insanlar davet edilip İlahiyatçı kimliği ile başörtüsünün aslında ayet olmadığını, bunun bir arap geleneği olduğunun, ki ayet olsa bile başörtüsünün açıldığında müslümanlıktan çıkılmayacağını söylediler. amaç halka mesaj vermekti. Eğitimin daha önemli olduğunun, başörtüsünün vazgeçilir bir şey olduğunun ve aslında bir arap geleneği olduğunu sürekli vurgulamaktı.

Dolayısıyla aileler ‘neden direniş gösterip de zarar gelsin‘ gibi bir bakış açısı oluşturuldu. Fakat çocuklarını ne pahasına olursa olsun destekleyen, inancından ve özgürlüğünden taviz verilmemesi gerektiğini düşünen aileler de vardı. Benim ailem ilk gruptaki kişilerdendi.

Hayatımda ki en önemli şey tercihlerimdi. Ben elhamdülillah dinimi öğrenerek tercih ettim. Rabbime bir sözüm vardı. Allah’ın desteğiyle asla vazgeçmeyeceğim bir durumdu. Zor bir örtünme süreci geçirdim. Ailem ve çevremden dolayı çok sıkıntılar yaşamıştım. Bu yasakla karşılaştıktan sonra da öyle bir karar aldım ki karşıma ne zorluklar çıkarsa çıksın insanlara boyun eğmeme kararı almıştı. Elhamdülillah, Rabbim güç verdi ve bir direniş sergiledik o dönemde.

4- Sizi en çok etkileyen bir 28 Şubat anısını anlatır mısınız ?

-Çok fazla var, sizlere bir kaç tane paylaşmak isterim. Rahmetli Metin Yüksel’in yine Rahmetli ablası Süreyya hocam ile ilgili bir anım var. Sağolsun beni çok desteklerdi ve bütün mahkemelerime gelirdi,bekler dua eder, destek olurdu. Rahmetli Prof. Osman Öztürk hocam da bir zamanlar talebesiydim.Direnişimin doğru olduğunu söylerdi.

Bir gün Beyazıt’ta Edebiyat Fakültesi’nin önünde eylem yapılırken polislerin onu jopladığını gördüm. Köşeye sıkışmış haldeydi. Eylemlere kesintisiz gelirdi. Nasıl atladıysam polise, jopu elimde kaldı. O kadar büyük bir kuvvetle çekmişim ki…

Sonra polis elimden jopu alarak ‘senin beynini patlatırım’diyerek beni tehdit etmişti. Ama o kadar içim acımıştı ki yeter ki hocama bir şey olmasın diye atlamıştım. O an onu yalnız bırakmak istememiştim. O anı hiç hatıralarımdan çıkaramıyorum.

Onun dışında esprili bir anım var.(gülerek) 2 yıl boyunca yargılandığım bir mahkemem vardı. Dünya tarihinde bir ilk olan (gülerek) sınıfta bir öğrencinin sınav kağıdını beklerken sadece başörtülü olduğu için polislerin okulu basarak alıp götürmesine dair bir mahkeme…

2 yılın ardından karar duruşmasında ; orada bir an var o kadar canlı ki hala unutamıyorum. Hakimin son olarak ‘son sözlerinizi söyleyiniz’ demesiyle (güler) o an ben içimden ‘beni idam edecekler’ dedim.

Kafamda sadece şu var; ‘İdam edilecek insanlara son sözler söylettiriliyor oysaki en fazla 2 yıl hapis cezası alırım derken demek ki idam edileceğim’

O an dedim ki dimdik durup onlara bir şeyler söylemeliyim çünkü demek ki Allah bana şehadet nasıl edecek. Arkamda ise o sırada ailem var diğer duruşmalara gelmeyip karar duruşmasına gelmişlerdi üstelik ayrı ayrı oturuyorlardı polisin korkusundan. Annemin ağlamasıyla dedim ki;‘ben onları mutlu etmeyeceğim’ basında bir yandan takip ederken ayağa kalktım ve dedim ki; ‘başörtüsünü eğitim ve öğretimi engellemek için değil, Allah’ın emri olduğu için takıyorum’ deyip birkaç birşey daha söyledim. Hakim 6 ay hapis cezası verince içimden dedim ki; (gülerek) ’kurtuldum,beni idam etmiyorlar’. Çıktığımda herkes ağlarken ben bir nevi mutluydum…

Türkiye’den Zorunda Kalarak Ayrıldım

5- Üniversite’den ayrıldıktan sonra yurt dışında neler yaşadınız ve neler hissettiniz?

-Türkiye’de ki olumsuzluktan dolayı yurt dışında olmak, gelişmiş bir ülkeye sığınma talebinde bulunmak acı vericiydi. 6 aylık hapis sürecinden sonra devam eden mahkemelerim vardı. Ceza aldığım vakit hapse girecektim bu yüzden avukatım yurt dışına çıkmamın daha doğru olduğunu söyledi.

Amerika’ya gittim, Amerika üzerinden Kanada’dan sığınma talebinde bulundum. Orada yaşadığım sıkıntıların yanı sıra Türkiye’yi özledim, acaba bir daha dönebilir miyim diye düşündüm.

Uçakta küçülen bir İstanbul manzarası vardı o anı hiç unutamıyorum…

Bir ara hatta ülkemde kalıp hapis yatsaydım diye düşündüm. Çok özlüyordum çünkü… İlk sene çok zordu hele ki zorunlu bir gidişiniz varsa. Sonrasında Türkiye’de mahrum bırakıldığım eğitim hayatıma Kanada’da devam ettim. Mahkeme sürecim de orada çok uzun sürmedi.

Kanada Tarihinde En Kısa Sürede Vatandaşlık Hakkı Edinen Kişi Oldum !

Dünya’da bir ilk olmuştu bir kadına inancından dolayı müdahale ediliyor ve bu yüzden sığınma hakkı talep ediyor. Çünkü Kanada’ya İran kadınları tarafından çok talep alıyor. (İran’da ki başörtü zorunluluğundan dolayı)

Türkiye’den sadece 2 sebepten dolayı sığınma talebinde bulunmuşlar. Birincisi ; Kürt olduğumuz için devlet bize ayrımcılık yapıyor. Üstelik birçoğu gerçek dışı hikayelerle başvuruda bulunup oturum alabilmişler. Bazıları kürt olmadığı halde…

Dilinden,dininden,cinsel tercihinden,insan hakları çerçevesinden bir mağduriyeti olması gerekiyor ki başvuruda bulunabilsin. İkincisi ise; ‘Aleviyim ve sünnilerden zulüm görüyorum’ adı altında yığınla başvuru ve şikayet vardı.

Ben ise gerçek bir mağdur iken ülkemden şikayetçi pozisyonunda olmak beni çok üzüyordu. Bana da aynı şekilde ‘ya kürdüm ya aleviyim de hızlıca oturum alırısın,dinimde dolayı dersen burada kimse sana şans vermez’ demişlerdi. Ben gerçeği söyleme düşüncesindeydim ve o şekilde başvurdum.

Referansıyla En Az 25 Kişi Kanada’da Vatandaşlık Hakkı Elde Etti

Elhamdülillah bu geçerli bir sebep oldu ve bana inancından dolayı mağdur olarak Türkiye’den gelenler için referans olma hakkı tanındı. Benden sonra gelen bir çok başörtüsünden dolayı mağduriyet yaşamış kişilere dilekçe yazdığımda oturum aldılar.

Beni Kanada’nın Ajanı Olarak İlan Ettiler’

Kanada’da yaşamış olduğum FETÖ ile ilgili anımı anlatayım:

Kanada hükümeti bana referans yetkisi verince oraya gelmek isteyen FETÖ’cüler o zaman tabi Gülen Cemaati deniliyor. Benden kendilerine referans olmamı istediler. Ve bu kişiler 60-65 kişilik askeriyeden gelen bir subay grubu…

Avukatımla irtibata geçmişler. Onlarla görüşünce dedim ki ‘sizin Türkiye’de herhangi bir sorununuz yok ki. Hocaefendi olarak gördüğünüz kişi zaten size başörtülerinizi açın diye fetva veriyor. Sizin bu şekilde girişiniz doğru değil ve sizin hakkınızda dilekçe vermeyeceğim’ deyince bana dediler ki ‘ sizin isminizi Hocaefendiye kadar vereceğiz bunu unutmayın’ ondan sonrada aramızda ciddi bir husumet başladı.

Kanada’da cemaatlerinden herkes bana karşı bir tavır almaya başladı. çevremizde oldukça fazlaydılar ve üstelik Faruk Arslan ile komşuyduk.

Gülen’e orda bir malikane bile yaptılar. Ayrıca çoğalmak adına Kanada’dan çocuk evlat ediniyorlardı.

Çaldığım Tüm Kapılar Yüzüme Kapandı’

6- Tehdit edildikten sonra herhangi bir eylemleri oldu mu?

Onlar için kırmızı listedeydim .Benim aleyhimde propaganda yaptılar,Samanyolu’dan aleyhimde yayınlar yaptılar, Kanada’nın ajanı olarak adımı çıkardılar. Türkiye’ye döndüğüm zaman çaldığım tüm kapılar yüzüme kapandı onlar yüzünden… Her yerdeydiler…

Benim hakkımda ‘eşi eroinle yakalandı’ diye manşet attılar. O dönem benim eşim Türkiye’de bile değildi. Tamamen yalan bir haberdi. O zamanın Star Gazetesi onların elindeydi, gazeteye böyle bir haber yaptırdılar. Atatürk meselesini büyüten, 7 gün üst üste manşetten haber yapan, Kanada’nın ajanı diyen bunlardı… Bu olaylar onlara karşı duruşumun bedelleriydi…

Cumhurbaşkanımız için ‘gece vakti basacağız, şafakta asacağız’ dediler, o kadar kinliler ki… Çünkü bu grup kullanılıyor. Kendileri Amerika’nın ajanı. Onlar yüzünden bir çok insan mağdur oldu bu ülkede…

Sadece küçük çocuklara Kuran-ı Kerim öğretti diye camiden alınıp, 20 senedir hapishanede olan insanları biliyorum…

15 Temmuz’da çıktı hainlikleri ondan öncesinde binlerce insan çok ağır bedeller ödedi o örgüt yüzünden bunlardan birisi de; benim...

7- Geçen sürecin ardından geriye baktığımızda gelinen noktada üniversitelerde,liselerde başörtü serbestliği, mecliste başörtülü bakanların, milletvekillerin olması sizce nelerin göstergesidir ?

-Başörtüsünün her alanda serbest olacağına dair inancı toplumda yok gibiydi…

Siz inanıyor muydunuz ?

Açıkçası ben inanıyordum sadece daha fazla direnip daha fazla sesimizi çıkarmamız gerektiğini düşünüyordum. Ama bunun için de bir bedel ödemek gerekiyordu…

Acaba başörtü yasağına herkes boyun eğseydi şu anda durumumuz ne olurdu ?

Çünkü ardından başörtüsünün kamuda yasaklanmasını isteyen sözde bilim insanları vardı. Programlara çıkıp ifade ediyorlardı örneğin Nur Serter gibi bir çok akademisyen ‘Başörtüsünün Türkiye’nın imajını zedelediğini’ savunuyorlardı.

Hayaldi, Gerçek Oldu !

Bilgi Üniversitesi’nde 32.Gün adlı bir programa katılmıştık. Mehmet Ali Birand bana ‘başörtülü doktor olur mu?’ diye sordu. Şu an da sorulduğunda bu ne demek diye düşünebilirsiniz üstelik. Ben ‘neden olmasın her alanda başörtü serbest olmalı’ dediğimde bütün salonun ‘yuh’ diye yuhaladığını;asalım ,keselim gibi ifadelerin kullanıldığına şahit oldum.

Bu bir hayaldi ,gerçek oldu… Elhamdülillah gelinen nokta çok iyi, artık Türkiye insanların yaşadığı sıkıntılarda dolayı başka ülkelere göç etmek zorunda kaldığı bir ülkeden, göç alan , mağdurlara kucak açan , insanların sığındıkları bir ülke pozisyonuna geldi. Ben de bu ülkede yaşabiliyorsam, mevcut hükümetten dolayı… Bu ülkede bir çok olumlu gelişme yaşandı. Bunun mimari kesinlikle Recep Tayyip Erdoğan…

8- Aynı dönemin yaşanmaması için siyasi alanda neler yapılmalı ?

-Siyasi alanda yasal düzenleme yapılmalı. Ama bizlere de çok iş düşüyor… Bizler milletimize, devletimize ne kadar bağlı kalırsak, topluma katkı sunarak, toprağımıza faydalı olmalıyız. Düşün ki mevcut hükümet CHP’nin elinde olsaydı; şu an topraklarımızda yaşayan Suriyeliler olmayacaktı, kapıları kesinlikle açmayacaklardı,bizim kendi kaynaklarımızla ürettiğimiz Milli Savunma Sanayi’nde hiçbir üretim olmayacaktı. Her şey çok farklı olacaktı. O zaman demekki şu an bulunduğumuz durum bir nimet. Şükrünü ona hakkıyla sahip çıkarak vermemiz gerekiyor. Particilik anlamada söylemiyorum. Ülkemizi daha güçlü kılmak için artık bizlere de bir çok alan açıldı, eşitlendik.(gülerek)

Hesap Sorulmalı !

28 Şubat’ta büyük bir zulüm uygulandı. Bir kısmı hala içerde olan mağdurlar ve bizim gibi olanlar mevcut.Her 28 Şubat gelişinde yaşadığımız sıkıntıları anlatıyoruz.Peki bu zulmü yapan insanlara ne oldu ? Nur Serter’in attığı iftiralar , ikna odalarında kızlara yapmış olduğu psikolojik işkenceler, sözde akademisyen Necla Arat, Kemal Alemdaroğlu gibi yaptıklarının bedellerini ödediler mi ? Bizler birşeylerin bedelini ödedik ama onlar özellikle medya ayağı…

Muhacir Olmak Beni Çok Etkiledi’

9- 28 Şubat mücadelecisi olan bir kadın olarak şu an bir derneğe sahipsiniz. Dernek kurma fikri aklınıza nereden geldi ?

-Önce İnsan Uluslararası Kadın ve Çocuklarla Dayanışma Derneği; Ben Kanada’da muhacir olunca, böyle de bir hayatın olduğunu sorgulamaya başladım. Yabancı bir ülkede yaşamanın ne kadar üzücü bir pozisyon olduğunu yaşayınca farkına vardım. Kanada’da eğitimimi tamamlayınca ülkemde muhakkak bir yandan bir işimin olması bir yandan da mevcut potansiyelimin yarısını bu işlerde kullanmayı hedefledim. ‘Kadınlara ve çocuklara destek olmalıyım’ dedim. Şu an olduğum pozisyondan çok memnunum. Bir dua almak, bir yetimin ihtiyacını gidermek dünyanın en büyük lezzetlerinden birisi…

28 Şubat’ta Kendilerini Belli Ettiler

10- 28 Şubat dönemindeki FETÖ etkisi neydi?

-Bizler o dönemde de farkındaydık. Erbakan Hoca’ya ‘çekin gidin’diye demeç vermişti,o dönemde FETÖ lideri. Her zaman Erbakan Hoca’nın aleyhindeydiler. Hatta seçim arefesinde kendilerince tesbih çekip, teheccüd namazları kılarlardı ki; Erbakan Hoca seçimlerde kazanamasın…

17 Aralık’tan sonra da CHP’yi desteklediler. Aslında FETÖ’nün bir örgüt olduğu 28 Şubat tavrından belliydi. Verdikleri bütün beyanlar cuntacılardan yanaydı…

Başörtüsü sürecinde kırılma noktasıdır aslında. Gazatelerinde eğitimin daha önemli olduğuna dair fetvalar yayınladılar. Başörtüsünü açan kız öğrencilerden bire bir bunu Allah rızası için yaptıklarını duydum,gördüm.

FETÖ lideri istedi diye peruk taktılar, askeriyede namaz kılınmasa da olabileceğini söylediler.

O dönemde de bizim direnişimiz kırdılar. Eylemlere destek vermediler.

Üstelik başörtüsünün yasaklanacağını biz o arkadaşlardan duyduk! Amerika’da olan Fethullah Gülen ‘yasak gelecek,perukları hazırlayın’emri verdi. Ardından peruk dağıtmaya başladılar. Başörtüsünü açmayan öğrencilerin, yurtlarda kalmamakla tehdit ettiler.

11- Yeni nesilin gençleri mücadele ile elde edilen kazanımların hakkını verebiliyor mu ?

-Yeni nesili olumlu görüyorum eskiye kıyaslandığında. Fakat her rahatlığın getirmiş olduğu bir rehavette mevcut. Üzerinde çalışılması gereken konular var. Bizim için sadece başımızın örtülmüş olarak kalmaması. İslamı bir bütün olarak düşünmeliyiz. Yaptığımız,yapmadığımız her şeyden sorumlu olduğumuz bilinci kazandırılmalı.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

-Gençlere öncelikle iyi birer kul olmak ve bu rahat ortamların hakkını vermek için mücadele etmelerini istiyorum. Güçlü ülkemiz için çok çalışmalarını temenni ediyorum...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.