BEKLENTİ MAHKÜMÜ ÇOCUKLARIN DUYGUSAL FİRARI


Prof. Mustafa Koç

Prof. Mustafa Koç

10 Aralık 2017, 14:10

Okula erişim düzeyimiz arttı. Bunun anlamı artık çocuklar okula gitme fırsatını eskisine göre daha kolay elde etmektedir.  Bu sonucun ortaya çıkmasında alınan önlemler ve paradigma değişiklikleri etkili olmuştur. Özellikle çocuklarını maddi imkânsızlıklar ve yine özellikle kız çocuklarının okumasına ilişkin yaygın olan olumsuz anlayış birçok değerin kaybolmasına neden olmuştur. Bir başka deyişle bir dahi, üstün ve parlak zekâ düzeyine sahip olan birçok çocuk bu kaygılara ve anlayışlara kurban edilmiştir. Bu gün sadece ailenin değil ülkenin değeri olan çocukları fark etme ve yetiştirme anlamında çok daha iyi yerdeyiz fakat halen olmamız gereken yerde değiliz.

Artık çocukların eğitimine ilişkin kaygıların ve anlayışların yerine daha umutlu ve doğru anlayışlara sahibiz. Bu süreci daha iyi noktalara getirmek için alınan önlemler bizi bir uçtan diğerine getirebilir. Kast edilen daha önce çocuğu okula gönderme yerine şimdi ise her ne olursa olsun okula gönderelim ve mutlaka bu süreçte devam etsin anlayışına dönüşmeye başladı. Çocukların okula gitmesinin yeterli olduğu anlayışı ve bunun sağlanıyor olması bizi halen olmamız gereken yere ulaştırmadı. Okula erişim artı fakat okul terki ve okul devamsızlığının en yüksek olduğu ülkeler arasındayız. Bunun edenini ya nedenlerini düşünmek ve gerekli önleyici ve iyileştirici çalışmaların yapılması gerekmektedir. 

Bu duruma yani okul terki ve okul devamsızlığını yüksel olmasının nedenlerinden biri, okula başlayıncaya kadar çocuğun aile geçen sürede kazanması gereken fakat kazanamadığı gelişimsel özellikler ile okula başlamasıdır. Çocuk okula başlayıncaya kadar güven, bağımsızlık ve girişimcilik duyguları ile donanmış olması gerekir. Bu duyguların ya da bu dinamiklerin yerleşmesi için belirleyici olan faktörlerin başında anne-baba tutumları gelmektedir. Özellikle aşırı koruyucu, baskıcı ve tutarsız tutumlar içinde yetişen çocukların bu özelliklere sahip olması neredeyse imkânsızdır denilebilir. Bir çocuğun bu tutumlarla yetişmesi okula ya da yetişkin hayata yetersiz ve yeteneksiz olarak hazırlamak demektir. Çocuklarının her istediğini istediği şekliyle, istediği kadar ve istediği sürece karşılamak çocuğun hiçbir gerçeklikten geçmemesi ve kendini test edememesi anlamına gelmektedir. 

Diğer bir faktör, öğrenci, öğretmen ve veli işbirliğinin henüz istenen düzeyde ve istenen şekilde olmamasıdır denilebilir. Bazen veliler bütün sorumluğu okula ya da öğretmen atfedebilir. Bazen de öğretmenler velilerden ve öğrencilerden onların başaramayacağı ya da nasıl başarabileceklerini bilemedikleri beklentiler oluşturabilir. Aile, çocuğun bu süreçte sahip olması gereken akademik, sosyal ve psikolojik becerileri kazandırmada okul ve özellikle öğretmenle işbirliği yapmak durumundadır. Fakat veli bu süreçte neyi ne zaman ve nasıl yapacağını bilmemektedir. Veli bu sürece daha çok çocuk uyumsuz davranışlar yaptığında katılmaya çalışılmaktadır. Örneğin veliye bilgi mesajı olarak verilen “velisi olduğunuz……………………….öğrenci bu gün okula gelmedi” yada velisi olduğunuz……………………….öğrenci bu gün iki saat ders girmedi” şeklinde olmaktadır. 

Bugüne kadar ilgili birimlerden aileye “bu gün velisi bulunduğunuz…………………………öğrenci bu gün hiç ders katılmadı, ödevini paylaşmadı, ney doğru yaptığını neyi eksik yaptığını öğrenmedi vb “ şeklinde  uyarı mesajları gönderdi mi? Bunu cevabı muhtemelen hayırdır ve cevaben bunların veli toplantılarında yapıldığıdır. Bu toplantılarda da bilgilendirmenin yapılma şekli veliyi bir daha okula gitmekten  korkar hale getirmektedir. 

Aile, okul gitmeyen ya da devamsızlık yapan ya da akademik başarısı düşük olan çocuklar için acil önlem almaya başlıyor? Bunlar bir sürecin son aşamasıdır. Bu çocuklar bu sona gelinceye kadar birçok aşamadan geçerek ve birçok davranışsal uyarıcı ile bu sonuca geleceğini ortaya koymuştur.  Ödev yapmada isteksizlik, ders dinleme davranışları, ödev yapma becerisi ve isteği, okula gitmedeki isteksizlik, arkadaş ilişkileri, öğretmen tarafından fark edilme ve onaylanma yaşantıları vb. birçok davranış ve bu davranışın sonuçları her kesin gözü önünde yaşanmıştır. Sonucu ortadan kaldırmaya odaklanmış çabalar sonucu ortaya çıkaran nedenlere odaklansa idi sanırım sonuç daha iyi olurdu. Çocuk fiziksel olarak kaçmaya çalıştığı ortamdan önce duygusal olarak kaçmaya çalışır. Duygusal kaçma öz önce ifade edilen davranışlar sonucu oluşan aidiyet duygusunun yokluğudur. Aidiyet duygusu oluşmayan bir kişide sevgi de oluşmaz. Sevgi oluşmaz ise kendi olamaz. Bunu başarmak için uğraşan çocuk kendi gibi değil hep başkasının kendisini görmek isteyeceği şekle bürünmeye neden olur. Böylelikle esas kendini gizleyip başkasının istediği benliği oynamaya başlayan çocuk dışlanmaya mahkûmdur. Böyle bir durumda yani kendi gizleme ve muhtemel bir dışlanma yaşantısı ya da beklentisi sonucunda en iyi yol fiziksel olarak uzaklaşma yani kaçmaktır. Çünkü kendi olmayan bir rolü hatta bir rolleri oynamak çok yorucu ve sonu olmayan bir uğraştır. Bu gün eğitim sistemi içinde olan ve bu bağlamda çok yorgun olan birçok öğrenci ile zor ve sıkıntılı bir uğraş olan öğrenme işini gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bu amaca ulaşmak için her şeyden önce işbirliği ve sorumluluk alarak ortak amaca yönelik- ki o ortak amaç iyi insan yetiştirmektir- çalışmalar yapılmalı, yapılan çalışmaların sonuçlarına göre önlemler alınmalıdır. Temel amaç çocuğu önce kendisine, sona ailesine, sonra ülkesine ve sonra da insanlığa katkı sağlayabilecek bilgi, tutum ve beceri ile yetiştirmektir olmalıdır.  

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.